Basın – Yüzleşmenin Estetik Yansıması

posted in: Media | 0

 17

Maskeler, duygu güçlerini canlandırmak için kişileştirme görselliğine bağlı olarak insanların görünür yüzlerinde kullandıkları biçimler olmuştur. Maskeler, ruh dünyasına dönüşüm araçları olarak doğurganlığı sağlamak, kötülüğü sağaltmak ve ruhsal travmalardan arınmak amacıyla ritüellerde kullanılmak üzere olan bir tasarım olarak da düşünülebilir. Maskeler kendi gerçekleriyle yüzleşme cesareti bulamamış insanların sahte benliklerinin çoğul yansımalarından ibaret olan oluşumlardır

20. yüzyılın başlarında, Avrupalı sanatçılar sadece gösterilenden ziyade, değişen dünyada yeni ifade biçimleri aramışlardır. Onların çözümü diğer kültürlerin geleneksel estetik deneyimleriyle Avrupa sanatının değerlerini kaynaştırmak olmuştur. Özellikle Afrika kabile toplumlarında saygın bir değere sahip olan maskeler, Avrupalı sanatçılar için estetik nitelikleri yönünden manevi boyutlar içermektedir.

Kendi bilincimizi başka bir bilinçle benzeşme olanaklarının dışında yaşamak ama düşünsel benzeşim referansları olmadan… ve bu süreç zamansal algılamalar üzerinde parçalanan kavrayışların yarattığı yarılmalarla düşünsel benzeşimlere sahip insan ütopyası modeli ortaya çıkartmıştır. Bunu yaşama dair sorun halinde görmek çözüm olasılıklarının en belirgin kavrayışı olarak durmaktadır.

Yüzleşme bu noktada, başkalarının bizim için belirlediği yaşama, maruz kalışımızın ikili yörüngesindeki ayrışma/benzeşme pratiğimidir gerçekten?

Bu olgunun varoluşunun gerçeklik haline yarılma(kendimizde yarattığımız yüzleşecek kişi, olay, nesne ya da zaman öğelerinden ayırt edilen fark) yüzleşebilme olanaklarının belirlediği gerçekçi bir hesaplaşmamıdır ama kiminle?

Bu hesaplaşmanın bir türlü belirlenemeyen öznesinde aranılan kimlik olgusu, benzer yansıma ilişkisiyle ismi hariç olmak üzere sahnelenmektedir. Bu sahneleme, Maskeler (insan biçimli form), yüzleşme nesnesi oluşuyla karşılıklı bakışma olayının sergilenmesidir. Ancak bu Aristotalesci öykünme geleneğinin yansıması değildir. Henüz konuşmanın başlamadığı başlangıca hazır hale gelmiş bu bireyler, kavramsal bir beden karşısında meşru yüzleşmeye hangi imgeleriyle benzeyecekler?

İsmin hariç edilerek özneyi adlandırmak üzere hiçbir belirsizliği içeriğinde taşımayan onunla ilgili Kimliğin varlığını tescil eden sayısal verilerle yüzleşme arasındaki bütünleşme diyalektik bir düşünüme sunulmaktadır. İnsan biçimsel form, yüzleşmenin vazgeçilemeyen kurallarına dahil olan kimliğin, tanımlanabilir karşılığı olarak durabilecek midir ama hangi yüzle?

Maskeler takınmak öznenin yüzleşmeye kendini çağırtan özne, yüzleşmesini sonsuza kadar benzeşme/yarılma düşüncesiyle birlikte görme dokunulmazlığını kendine ait bulan modeldir. Ve öznenin yüzleşmeyle birlikte derin düşünceleri. onun bilincinde yansır ve kendine özgü diyalektik yapısı içinde kendini açığa vurur. Karşısında yüzleşme nesnesinin edilgen ve aynı zamanda kuralları olmayan nesnel benzeyen olabilirliği, aynanın da tanık olmasının vazgeçişini sağlayabilir mi ama yüzleşmeme şartıyla?

Henüz yaşamın vaatlerine yabancı olan tanığın bakışları, yüzleşmeyi sağlayan zamanın kaçınılmaz yok ediciliğiyle derinde açılan uzamı açığa çıkartmıştır. Ve içsel bilinç ve özerk duruşuna bulaşan bakış, bu uzamın ütopya modeline, talepleri olmayan bir yüzleşme-mi yaratmıştır?

Burada ne rastlantısal bir algıya nede yüzleşme uzamından uzak bir özneye sahip değiliz. Belki hala spekülatif bir çelişki gibi görünse de özne, insan biçimli formun etkisi karşısında reaktif bir strateji içindedir. Bu strateji görüsel ve algısal ilişkinin, olası yüzleşmeyle ilgili soruları kendine sunacak bir özne olmanın belirleyicisidir. Burada özne herhangi biri olabilirdi ancak bu bahsettiğimiz rastlantısal olma konumunda olmayan biri olacaktı sonuçta. Çünkü maskeler, öznenin imge kıvrımında dolaşan soruya yanıt veren görünürlüktedir. Kendini bu formun karşısında görmeyen özne, yüzleşmeden başka bir yerde görünebilir mi seyrettiği aynaya dokunmadan?

Serap Kökten “Yüzleşme”adlı çalışmasında, öne çıkan estetik yönelim, yüzleşme nesnesi olarak maskelerin hazır nesne olarak kullanılması değil, resmin içinde plastik değerleri olan maskeler olarak yorumlanmasıdır. Bu yönüyle Batı sanatındaki sanatçıların maskeler üzerindeki klasik yorumundan farklıdır. Sanatçı, bireyin içsel duygu izlenimlerini ve gerçeklikten uzak iç dünyasını dışsallaştıran tüm etkilerin estetik yansımalarını görselleştirmektedir. Bu görselleştirmeler gücünü, sahip olduğumuz, dokunamadığımız iddiasındaki öteki imajlardan almaktadırlar. Sanatçının uzak doğulu maskeleri, kendilerinden söz eden düşleri diğerinin varlığını deforme etmekten şüphe duymayanlar arasındaki çelişkiyi yaratan insana karşı çıkıştan alarak yüzleşmektedir. İnsanın yüzleşme hikâyeleri rivayet olunan bir zamandan maskelerle yüzleşen ruhlarımızın kıvrımlarından dışarı doğru sürüklemeye başladığı andan itibaren yüzleşmeye başlamıştır artık.

Belki de, varlığımızı hissetmek ya da başkasına hissettirmek yaşama dahil olabildiğimizi varlığımızla ortaya koyabildiğimizi zannetmelerdi. Oysaki varlığımızın ortaya konmasından daha masum ne olabilirdi ki? Kabul anlayışının sınırları dâhilinde kalan davranışlar içerisinde sürdürülen yaşamların hiçbir zaman da gülmemiş yüzlerin yüzleşmesiydi. Çünkü maskeler, kaotik gülüşleri tercih ettiğimiz günden beri, hiçbir zaman var olamamış ruhumuzu, toplum onayından geçirtmeyi düşünmüş ve bize ait olmayan kişilikleri tercih ettiğimiz zamanlarda bile bize aitmiş gibi olan düşlere taşıyacaktı. Ve sonuçta tüm hayatlarının sahteliklerine tanıklık edecek olanlar bir gün hiçliğe kurban edilecek imgelere sahip olacaklardı.

Görsel 1: ‘Yüzleşme’, 110 x 100, t.ü.y.b, 2014, Serap Kökten